recai
12-06-10, 10:16 AM
ELİMİZDEKİNİN KIYMETİ
Bir şeyler yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda aklıma anneannemin söylediği bir söz geldi. “Aaah evladım birbirimize misafiriz, birbirimizin kıymetini bilmeliyiz” derdi. Evet “kıymet bilmek” gerçekten çok önemli. (bana göre)
Söyle bir çevrenize bakın. Ebeveynler, çocuklardan, çocuklar ebeveynlerinden, yönetici-patron, çalışanlarından, çalışanlar, yönetici-patronlardan zaman zaman şikayet ediyoruz. Sanatçıların, sporcuların, bilim adamlarının, yöneticilerin, çalışanların, büyüklerimizin, küçüklerimizin yanımızda oldukları zaman pek kıymetini bilmediğimiz anlar oluyor. Bizden biraz uzaklaştıklarında ya da kalıcı olarak bizden ayrı düştüklerinde anlıyoruz genellikle değerlerini. Boşluklarını fark edince anlıyoruz ve “vay be hayatımda ne buyuk yer işgal ediyormuş” dedirtiyor bunların bir çoğu bize. Aslında sağlık konusunda da durum böyle normal, olması gerektiği gibi çalışan organlarımızın farkında değiliz. Onların vazifesi düzgün çalışmak dimi? Ama birinin rahatsızlığını ya da sakatlığını görünce, bir rahatsızlık hissedince anlıyoruz bunların kıymetini.
Bilinen bir hikaye vardır. Yazanın kim olduğunu bulamadım. Anonim diyelim. :)
Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı.
Herkes aciz bir vaziyetteyken, gemide bulunan yaslı bir adam padişahın huzuruna çıktı, "Müsaade buyurursanız ben onu sustururum" dedi. Padişah da "Lütfetmiş olursunuz" dedi.
Yaslı adamın isteği ile köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, "Bu isteki hikmet nedir" diye sordu.
Yaslı adam cevap verdi: "Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâket görmeyen kimse , huzurun kıymetini bilemez."
Elimizdekinin kıymetini bilmek derken onunla yetinmeyi kastetmiyorum. Elbette elimizdekinin kıymetini bilirken gerekiyorsa ve mümkünse daha iyisini yapmak, daha ileri noktalara ulasmak için çaba harcanmalı.
Elimizdekinin sahip olduğumuzun, bizimle olanın kıymetini bilmeyi becerebilmenizi, kıymetinizin bilmesini dilerim.
Sevgi ve saygılarımla...
Bir şeyler yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda aklıma anneannemin söylediği bir söz geldi. “Aaah evladım birbirimize misafiriz, birbirimizin kıymetini bilmeliyiz” derdi. Evet “kıymet bilmek” gerçekten çok önemli. (bana göre)
Söyle bir çevrenize bakın. Ebeveynler, çocuklardan, çocuklar ebeveynlerinden, yönetici-patron, çalışanlarından, çalışanlar, yönetici-patronlardan zaman zaman şikayet ediyoruz. Sanatçıların, sporcuların, bilim adamlarının, yöneticilerin, çalışanların, büyüklerimizin, küçüklerimizin yanımızda oldukları zaman pek kıymetini bilmediğimiz anlar oluyor. Bizden biraz uzaklaştıklarında ya da kalıcı olarak bizden ayrı düştüklerinde anlıyoruz genellikle değerlerini. Boşluklarını fark edince anlıyoruz ve “vay be hayatımda ne buyuk yer işgal ediyormuş” dedirtiyor bunların bir çoğu bize. Aslında sağlık konusunda da durum böyle normal, olması gerektiği gibi çalışan organlarımızın farkında değiliz. Onların vazifesi düzgün çalışmak dimi? Ama birinin rahatsızlığını ya da sakatlığını görünce, bir rahatsızlık hissedince anlıyoruz bunların kıymetini.
Bilinen bir hikaye vardır. Yazanın kim olduğunu bulamadım. Anonim diyelim. :)
Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı.
Herkes aciz bir vaziyetteyken, gemide bulunan yaslı bir adam padişahın huzuruna çıktı, "Müsaade buyurursanız ben onu sustururum" dedi. Padişah da "Lütfetmiş olursunuz" dedi.
Yaslı adamın isteği ile köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, "Bu isteki hikmet nedir" diye sordu.
Yaslı adam cevap verdi: "Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâket görmeyen kimse , huzurun kıymetini bilemez."
Elimizdekinin kıymetini bilmek derken onunla yetinmeyi kastetmiyorum. Elbette elimizdekinin kıymetini bilirken gerekiyorsa ve mümkünse daha iyisini yapmak, daha ileri noktalara ulasmak için çaba harcanmalı.
Elimizdekinin sahip olduğumuzun, bizimle olanın kıymetini bilmeyi becerebilmenizi, kıymetinizin bilmesini dilerim.
Sevgi ve saygılarımla...